Yazarlarımız, Yorum-Analiz

24 Ocak 1970:Bir Hakkın Teslimi, Bir Mücadelenin Hatırlatması

Dr. Nedim BİRİNCİ

Tarih bazen bir milletin kaderine küçük bir not düşer. O not, yıllar geçtikçe bir hatıradan fazlasına dönüşür; bir kimliğin, bir direnişin ve bir var olma iradesinin sembolü olur.
Irak Türkleri için 24 Ocak 1970 tam da böyle bir tarihtir.

O gün Irak Parlamentosu tarafından kabul edilen 89 sayılı Kanun, sadece bir yasal düzenleme değildi.
O gün, yıllardır görmezden gelinen bir halkın varlığı resmen kabul edilmişti. Bir dilin, bir kültürün, bir kimliğin inkâr edilemeyeceği devlet eliyle tescillenmişti.
Bu, kâğıt üzerinde birkaç maddeden ibaret gibi görünse de, Irak Türkleri için bir nefes alma, “biz buradayız” deme ve varlıklarını dünyaya duyurma fırsatıydı.

Ancak bu tarih, sadece geçmişte kazanılmış bir hakkın yıldönümü değildir.
Aynı zamanda bugün hâlâ tamamlanmamış bir mücadelenin sessiz hatırlatıcısıdır.

Irak Türkleri, yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan, kültürüyle, diliyle, gelenekleriyle Irak’ın asli unsurlarından biri olan bir halktır. Buna rağmen savaşların, siyasi kırılmaların, demografik değişimlerin ve bilinçli ihmallerin en ağır bedelini ödeyen topluluklardan biri olmuşlardır. Telafer’den Kerkük’e, Tuzhurmatu’dan Altunköprü’ye kadar nice Türk beldesi ya harap edilmiş ya da demografik baskılarla kimliğinden uzaklaştırılmaya çalışılmıştır.

24 Ocak 1970’te tanınan kültürel haklar, aradan geçen 56 yıla rağmen hâlâ tam anlamıyla hayata geçirilebilmiş değildir. Eğitimde, kamu yönetiminde, yerel ve merkezi idarelerde adil temsil konusunda yaşanan eksiklikler, bu yasanın ruhunun eksik kaldığını göstermektedir.
O gün verilen sözler, bugün hâlâ tamamlanmayı bekleyen birer emanet gibidir.

Bu nedenle 24 Ocak, sadece bir anma günü değil; bir vicdan muhasebesi günüdür.

Bugün demokratik bir Irak’tan söz ediliyorsa, bu demokrasinin en temel ölçütlerinden biri, Irak Türklerinin haklarının uluslararası hukuk çerçevesinde güvence altına alınmasıdır. Kültürel hakların kağıt üzerinde kalmaması, Türk bölgelerinin yeniden inşa edilmesi, göç etmek zorunda kalan insanların yurtlarına onurla dönebilmesi ve devlet yönetiminde adil bir temsile kavuşulması, sadece Irak Türkleri için değil, Irak’ın bütünlüğü ve geleceği için de hayati önemdedir.

Çünkü adalet bir topluma parça parça dağıtılamaz. Eşitlik, seçilmiş topluluklara sunulan bir ayrıcalık değildir. Gerçek demokrasi, en kırılgan olanın hakkını teslim edebildiğiniz ölçüde anlam kazanır.

Irak Türkleri, tarih boyunca ne ayrılık istemiştir ne de ayrıcalık. İstedikleri şey çok nettir: Kimlikleriyle, dilleriyle, kültürleriyle bu topraklarda onurlu bir şekilde yaşamak. Kendi şehirlerinde yabancı muamelesi görmemek. Çocuklarının ana dilinde eğitim alabilmesi. Kendi topraklarında söz sahibi olabilmek.

İşte 24 Ocak 1970’in hatırlattığı en önemli gerçek budur: Bir halkın varlığını kabul etmek yetmez, o varlığı yaşatacak adımları atmak gerekir.

Bugün 56 yıl sonra, o tarihi kararın yıldönümünde, sadece geçmişi anmak değil, geleceğe dair sorumluluğumuzu da hatırlamak zorundayız. Irak Türklerinin sesi, sadece bir azınlığın talebi değil; adaletin, eşitliğin ve insan onurunun çağrısıdır.

Ve bu çağrı, hâlâ yankılanmaktadır.

Bir Cevap Yazın