II. Dünya Savaşı’nın ardından Balkanlar’da yeni bir siyasal düzen kurulurken, bu dönüşüm en çok azınlık topluluklarını etkiledi. Bugünkü Kuzey Makedonya topraklarında yaşayan Türkler de bu sancılı sürecin merkezinde yer aldı. İşte bu dönemde ortaya çıkan Yücel Hareketi, yalnızca bir gençlik teşkilatı değil; kimliğini, dilini ve kültürünü korumaya çalışan bir toplumun sesi oldu.
Tarihsel Arka Plan
1940’lı yıllar Balkanlar için çalkantılı bir dönemdi. Savaşın ardından Yugoslavya’da sosyalist bir rejim kuruldu. Yeni yönetim, merkeziyetçi ve ideolojik bir devlet anlayışı benimsedi. Bu atmosferde bağımsız sivil yapılanmalar ve milli kimlik vurgusu taşıyan hareketler şüpheyle karşılanıyordu.
Yücel Hareketi, Üsküp merkezli olarak faaliyet gösteren, Türk gençleri tarafından kurulan kültürel ve fikrî bir oluşumdu. Amaçları; Türk toplumunun eğitim seviyesini yükseltmek, kültürel bilinci canlı tutmak ve milli değerleri korumaktı. Silahlı bir örgüt değil; daha çok edebî, kültürel ve sosyal faaliyetler yürüten bir gençlik çevresiydi. Ancak dönemin siyasal atmosferinde bu tür örgütlenmeler “devlet için tehdit” olarak yorumlandı.
Tutuklamalar ve Yargılama Süreci
1947 yılı sonlarında Yücel mensuplarına yönelik geniş çaplı tutuklamalar başladı. Hareket üyeleri “casusluk”, “devlet düşmanlığı” ve “rejime karşı örgütlenme” gibi ağır suçlamalarla yargılandı. Ancak yargılama sürecinin kısa, savunma hakkının sınırlı ve siyasi baskı altında gerçekleştiği yönünde güçlü tarihsel değerlendirmeler bulunmaktadır.
27 Şubat 1948’de, aralarında Şuayp Aziz, Ali Abdurrahman Ali, Nazmi Ömer Yakup ve Âdem Ali’nin bulunduğu dört Yücel mensubu idam edildi. Bu idamlar, Kuzey Makedonya Türk toplumunda derin bir travma yarattı. Yalnızca dört genç insanın hayatı değil; bir toplumun özgür ifade umudu da ağır bir darbe aldı.
Bir Kimlik Mücadelesinin Sembolü
Yücelcilerin idamı, Balkan Türkleri açısından yalnızca bir hukuk vakası değil; kimlik, aidiyet ve var olma mücadelesinin sembolüdür. Onlar, içinde yaşadıkları devletin sınırları içinde kalmakla birlikte, kendi kültürel varlıklarını korumak istiyorlardı. Bu talepler, dönemin ideolojik güvenlik anlayışıyla çatıştı.
Bugün geriye dönüp bakıldığında Yücel Hareketi, Kuzey Makedonya’daki Türk toplumunun modern tarihindeki en önemli kırılma noktalarından biri olarak değerlendirilmektedir. İdam edilen gençler ise kolektif hafızada “şehit” olarak anılmakta ve her yıl çeşitli anma programlarıyla hatırlanmaktadır.
Hafıza, Adalet ve Gelecek
Bu olay bize şunu hatırlatır: Çok uluslu ve çok kültürlü toplumlarda kimlik taleplerini bastırmak, uzun vadede toplumsal yaraları derinleştirir. Demokratik rejimlerin gücü, farklılıkları tehdit olarak görmekten değil; onları hukuk ve eşitlik temelinde tanımaktan gelir.
Yücelcilerin hikâyesi, Balkanlar’da azınlık hakları tarihini anlamak açısından önemli bir örnektir. Aynı zamanda, siyasi ideolojilerin bireylerin hayatı üzerindeki yıkıcı etkisini de gözler önüne serer.
Bugün yapılması gereken; bu acıyı yalnızca geçmişin bir trajedisi olarak değil, insan hakları ve hukuk devleti ilkelerinin önemini hatırlatan tarihsel bir ders olarak değerlendirmektir. Yücelcilerin hatırası, nefretle değil; adalet, diyalog ve birlikte yaşama iradesiyle yaşatılmalıdır.
Onları rahmetle anmak, yalnızca bir anma değil; aynı zamanda tarih karşısında vicdani bir sorumluluktur.
