Yazarlarımız, Yorum-Analiz

Bir Kız Çocuğunu Okutmak, Bir Milletin Kaderini Değiştirmektir

Rafet ULUTÜRK

Bir milletin geleceğini merak ediyorsanız yalnızca ekonomisine, fabrikalarına, yollarına, ordusuna veya sahip olduğu teknolojiye bakmayın.
Önce o ülkenin kız çocuklarına bakın.
Okula gidebiliyorlar mı?
Hayal kurabiliyorlar mı?
Kitaba, bilime ve teknolojiye ulaşabiliyorlar mı?
Kendi hayatları hakkında karar verebilecek bilgiye ve özgüvene sahip olarak yetiştiriliyorlar mı?
Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca yerin altındaki madenlerinde değil, insanının zihninde ve yetiştirdiği nesillerde saklıdır.
Ve o nesillerin yetişmesinde kadınların rolü tartışılmazdır.
Bu nedenle kadın meselesini yalnızca “kadınların meselesi” olarak görmek büyük bir yanılgıdır.
Kadının eğitimi, özgürlüğü, hukuk önündeki konumu ve toplumsal hayata katılımı doğrudan doğruya milletin geleceği meselesidir.
4 EKİM 1926: BİR KANUNDAN DAHA FAZLASI
Türk Medeni Kanunu’nun 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmesinin üzerinden yüz yıl geçti.
Bir asır…
Bugünden geriye baktığımızda bunun yalnızca hukuk tarihimizdeki önemli bir tarih olmadığını daha iyi anlayabiliyoruz.
Medeni Kanun; aile, evlilik, boşanma ve miras gibi hayatın temel alanlarında yeni bir hukuk düzeninin kurulmasında belirleyici oldu. Kadının hukuk karşısındaki konumunun güçlendirilmesi açısından da Cumhuriyet’in en önemli dönüşümlerinden birini temsil etti.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu büyük dönüşümün önünü açanları saygı ve minnetle anıyoruz.
Ancak yüzüncü yılda sadece geçmişe bakmak yeterli değildir.
Kendimize daha zor bir soru sormalıyız:
Yüz yıl önce açılan kapıdan ne kadar ileri gidebildik?
Çünkü hukuk kapıyı açabilir.
Fakat o kapıdan yürüyebilmek için eğitim gerekir.
Bilgi gerekir.
Ekonomik güç gerekir.
Özgüven gerekir.
Toplumsal bilinç gerekir.
KANUN KAPIYI AÇTI, ŞİMDİ EĞİTİMLE YÜRÜMELİYİZ
Bir insana hak vermek önemlidir.
Fakat o insan hakkını bilmiyorsa, kullanabilecek imkâna sahip değilse veya kendi ayakları üzerinde duramıyorsa kâğıt üzerindeki hakların toplumsal hayata yansıması eksik kalır.
İşte bunun için Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında büyük hedeflerimizden biri eğitim seferberliği olmalıdır.
Özellikle kız çocukları için…
Çünkü kız çocuklarının eğitimi yalnızca bireysel bir başarı hikâyesi değildir.
Bir toplumun dönüşümüdür.
Bir kız çocuğunun eline verilen kalem, bazen bir ailenin kaderini değiştirebilir.
Bir kitap, dünyaya bakışını değiştirebilir.
Bir öğretmen, hayatının yönünü değiştirebilir.
Bir burs, imkânsız görünen bir üniversite kapısını açabilir.
Ve bir gün o çocuk doktor, öğretmen, mühendis, hukukçu, bilim insanı veya girişimci olduğunda kendisine yapılan iyiliği başka insanlara taşıyabilir.
İşte eğitim böyle çoğalır.
BAZI ANNELERİN İÇİNDE YARIM KALMIŞ BİR OKUL VARDIR
Bugün annelerimizin ve ninelerimizin ellerine dikkatle bakın.
O ellerin içinde yazılmamış ne hikâyeler vardır…
Okumak istediği hâlde okuyamayanlar…
Okuldan erken ayrılmak zorunda kalanlar…
Genç yaşta çalışmaya başlayanlar…
Belki öğretmen olmak isteyenler…
Belki doktorluk hayali kuranlar…
Belki hayatlarında bir üniversitenin kapısından geçmeyi çok isteyenler…
Ama şartlar izin vermedi.
Nice kadın ömrü boyunca içinde yarım bırakılmış bir okul taşıdı.
İşte bugün bir kız çocuğunu okuttuğumuzda yalnızca onun geleceğini kurmuyoruz.
Bir anlamda önceki kuşakların yarım kalmış hayallerini de tamamlıyoruz.
Anadolu’nun ve Rumeli’nin nice evinde anneler kızlarına aynı cümleyi söylemiştir:
“Ben okuyamadım kızım, sen oku…”
Bu cümlenin arkasında bazen koca bir hayat vardır.
Bir annenin sessiz fedakârlığı…
Bir babanın yıllarca çalışması…
Bir ailenin kendi ihtiyaçlarından vazgeçerek çocuğuna kitap alması…
Medeniyet biraz da böyle kurulur.
KADIN BİLİNÇLİYSE TOPLUM BİLİNÇLİDİR
Bir çocuğun ilk dünyası ailesidir.
İlk kelimelerini orada öğrenir.
Sevgiyi, merhameti, paylaşmayı, vicdanı, doğruyu ve yanlışı ilk olarak aile içinde tanır.
Bu nedenle eğitimli ve bilinçli bir kadının kazandığı bilgi kendisinde kalmaz.
Çocuğuna geçer.
Ailesine geçer.
Çevresine geçer.
Sonra başka bir nesle aktarılır.
Bu yüzden şu söz yalnızca güzel bir ifade değildir:
Kadın bilinçli olursa toplum bilinçli olur.
Bunun stratejik anlamını iyi kavramalıyız.
Bir kız çocuğuna yapılan eğitim yatırımı bugün başlar fakat etkisi onlarca yıl devam edebilir.
Bugün okuttuğunuz çocuk yarın anne olduğunda başka çocuklar yetiştirecektir.
Onun yetiştirdiği çocuklar da başka hayatlara dokunacaktır.
Yani kız çocuklarının eğitimi, kuşaktan kuşağa büyüyen bir toplumsal yatırımdır.
BİR KIZ ÇOCUĞUNUN HAYALİNİ KÜÇÜMSEMEYİN
Bazen çocukların önündeki en büyük engel yoksulluk değildir.
Onlara çizilen görünmez sınırlardır.
“Sen yapamazsın.”
“Bu meslek kadınlara göre değil.”
“Bu kadar okumana gerek yok.”
“Senin için bu kadarı yeter.”
Bir çocuğun kalbine bundan daha ağır hangi yük bırakılabilir?
Bir kız çocuğuna “Yapamazsın” demeden önce durup düşünelim.
Belki karşımızdaki çocuk geleceğin doktorudur.
Belki binlerce öğrenciyi yetiştirecek bir öğretmendir.
Belki önemli bir buluşa imza atacak bilim insanıdır.
Belki şirketler kuracak bir girişimcidir.
Belki devlet yönetiminde sorumluluk üstlenecektir.
Belki de dünyaya iyi insanlar kazandıracak bilinçli bir anne olacaktır.
Hangisinin daha değerli olduğunu kim belirleyebilir?
Bizim görevimiz çocukların geleceğini belirlemek değil, geleceklerini kurabilecekleri imkânları sağlamaktır.
YENİ YÜZYILIN MÜCADELESİ: FIRSAT EŞİTLİĞİ
Cumhuriyet’in yeni yüzyılında meseleyi daha büyük düşünmeliyiz.
Artık sadece “Kızlarımız okula gitsin” demek yetmez.
Köyde doğan çocukla büyükşehirde doğan çocuk arasındaki eğitim imkânlarını mümkün olduğunca yakınlaştırmalıyız.
Maddi imkânsızlık nedeniyle hiçbir yetenek kaybolmamalıdır.
Çocuklarımızın bilim, matematik, teknoloji, yapay zekâ, yabancı dil, kültür ve sanat alanlarında güçlü yetişmelerini sağlamalıyız.
Dünya hızla değişiyor.
Geleceğin ülkeleri yalnızca doğal kaynaklara sahip olanlar değil, nitelikli insan yetiştirebilenler olacaktır.
Türkiye’nin nüfusunun yarısının yeteneklerini yeterince değerlendirmeden küresel rekabette en ileri ülkeler arasında yer almasını bekleyemeyiz.
Bu nedenle kadınların eğitimi sosyal bir başlığın çok ötesindedir.
Ekonomidir.
Kalkınmadır.
Bilimdir.
Teknolojidir.
Toplumsal dayanıklılıktır.
Ve uzun vadede millî güç meselesidir.
BİR KIZIN ÇANTASINDA BİR ÜLKENİN GELECEĞİ OLABİLİR
Sabah okula giden küçük bir kız çocuğunu gördüğünüzde çantasına başka gözle bakın.
O çantanın içinde yalnızca birkaç kitap ve defter bulunmuyor.
Belki Türkiye’nin gelecekteki bilimsel çalışmalarından biri orada büyüyor.
Belki henüz kendisinin bile bilmediği bir yetenek taşıyor.
Belki yıllar sonra binlerce insana fayda sağlayacak bir insan yetişiyor.
Biz bugün onun kim olacağını bilmiyoruz.
İşte tam da bunun için ona fırsat vermek zorundayız.
Çünkü devletin ve toplumun görevi hangi çocuğun başarılı olacağına önceden karar vermek değildir.
Her çocuğa başarabilmesi için adil bir başlangıç sağlamaktır.
BİZDEN SONRA NE KALACAK?
Hayat insana zamanla çok önemli bir gerçeği öğretiyor.
Bir gün hepimiz gideceğiz.
Makamlar bitecek.
Unvanlar unutulacak.
Servetler el değiştirecek.
Sahip olduğumuz birçok şey bizden sonra başkalarının olacak.
Ama yetişmesine vesile olduğumuz insanlar yaşamaya devam edecek.
İşte bu yüzden insan zaman zaman kendisine sormalıdır:
“Ben bu dünyadan geçerken arkamda ne bırakıyorum?”
Bir öğrencinin kitabını aldıysak…
Bir kız çocuğuna burs verdiysek…
Bir gencin üniversiteye devam etmesine yardımcı olduysak…
“Yapamazsın” denilen bir çocuğun omzuna dokunup,
“Sen yapabilirsin, yeter ki çalış.”
dediysek…
Belki arkamızda bırakabileceğimiz en kıymetli eserlerden birini bırakmışızdır.
Çünkü iyilik bazen bir bina yapmak değildir.
Bir insanın içindeki geleceği ayağa kaldırmaktır.
1926’NIN HUKUK DEVRİMİNDEN GELECEĞİN EĞİTİM SEFERBERLİĞİNE
Türk Medeni Kanunu’nun 100. yılında geçmişi saygıyla anarken geleceğe karşı sorumluluğumuzu da hatırlamalıyız.
Yüz yıl önce bir hukuk kapısı açıldı.
Şimdi o kapıyı eğitimle, bilimle, üretimle ve fırsat eşitliğiyle daha ileri taşımak bizim görevimizdir.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Cumhuriyet’in hukuk düzeninin kurulmasına öncülük edenleri ve kadınların hak mücadelesine emek veren herkesi minnetle anıyorum.
Ancak geçmiş kuşaklara gösterebileceğimiz en büyük saygı yalnızca onları anmak değildir.
Bıraktıkları emaneti daha ileri taşımaktır.
BİR ÇAĞRIM VAR: BİR KIZ ÇOCUĞUNUN ELİNDEN TUTUN
Anne ve babalara sesleniyorum:
Kızlarınızı okutun.
Onların hayallerini küçümsemeyin.
İş insanlarımıza sesleniyorum:
İmkânınız varsa bir öğrenciye burs verin.
Sivil toplum kuruluşlarına sesleniyorum:
Bir köyde, bir kasabada, bir mahallenin kenarında sessizce hayal kuran çocukları bulun.
Öğretmenlerimize sesleniyorum:
Bir öğrencinin hayatını değiştirebilecek en güçlü cümle bazen sizden gelecektir.
Devletimize ve eğitim kurumlarımıza düşen ise çok daha büyük:
Hiçbir çocuk doğduğu yer, ailesinin ekonomik durumu veya cinsiyeti nedeniyle yeteneğini geliştirme imkânından mahrum kalmamalıdır.
Çünkü bugün yardım ettiğiniz küçük bir kızın yarın kimin hayatına dokunacağını bilemezsiniz.
Belki bir gün doktor olup sizin çocuğunuzu iyileştirecek.
Belki öğretmen olup torununuzu yetiştirecek.
Belki bilim insanı olup ülkesine büyük bir eser bırakacak.
Belki de iyi insanlar yetiştiren bilinçli bir anne olacak.
GELECEĞİ DEĞİŞTİRMEK İSTİYORSAK…
Yüz yıl önce kadınlarımız için hukukta açılan yolu, önümüzdeki yüz yılda eğitimle büyütmeliyiz.
Çünkü güçlü kadın güçlü aile demektir.
Güçlü aile güçlü toplum demektir.
Güçlü toplum güçlü devlet demektir.
Bu yüzden kız çocuklarının eğitimini bir yardım faaliyeti gibi değil, Türkiye’nin geleceğine yapılan stratejik yatırım olarak görmeliyiz.
Bir kız çocuğunun gözlerindeki ışığı söndürmeyelim.
Elindeki kalemi düşürmeyelim.
Hayalini yarım bırakmayalım.
Çünkü bazen bir milletin geleceği, küçük bir kızın okul yolunda attığı adımlarla başlar.
Ve unutmayalım:
Bir kız çocuğunu okutursanız yalnızca bir insanın hayatını değiştirmezsiniz.
Bir aileyi güçlendirirsiniz.
Bir nesli bilinçlendirirsiniz.
Bir toplumun geleceğine dokunursunuz.
Bugün onların elinden biz tutalım.
Yarın onlar Türkiye’nin elinden tutsunlar.
Kızlarımız okusun.
Kadınlarımız üretsin.
Annelerimiz bilinçlensin.
Çocuklarımız daha güçlü yetişsin.
Ve Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında hiçbir kız çocuğunun hayali yarım kalmasın.
Çünkü kadını güçlendirmek, geleceği güçlendirmektir.
Ve bir kız çocuğuna verebileceğimiz en büyük miras yalnızca mal, mülk veya para değildir.
Eğitimdir.
Çünkü eğitim, kimsenin onun elinden alamayacağı tek servettir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir